“Bütün işlerinizde geri kalıp ileri de gitmeden orta yolu tutunuz ve dosdoğru olunuz. Biliniz ki; hiçbiriniz yaptığı ameller sayesinde cehennemden kurtuluşa eremez.”
Ashab: “Sen de mi ya Rasûlallah?” dediler.
Rasûlullah (s.a.v): “Evet ben de kurtulamam. Şu kadar var ki; Allah rahmet ve lutfuyla beni bağışlarsa o başka.”
(Müslim, Münafikûn 76)
Bu hadis-i şerif, İslam’ın en temel esaslarından birine ışık tutar: İnsanın ebedi kurtuluşu, sadece kendi amelinin neticesi değildir; asıl olan Allah’ın rahmetidir. Bu hakikat, Kur’ân’ın birçok yerinde teyit edilmiştir.
Kur’ân’dan Bakış: Amel mi, Rahmet mi?
Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Allah şöyle buyurur:
“De ki: Eğer Allah’ın fazl ve rahmeti olmasaydı, içinizden hiçbiriniz asla temizlenemezdi. Fakat Allah, dilediğini arındırır.”
(Nûr Suresi, 21)
“Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.”
(A’râf Suresi, 156)
Bu ayetler, bizlere amellerimizin ne kadar eksik ve sınırlı olduğunu, asıl kurtuluşun Allah’ın rahmetiyle mümkün olduğunu bildirir. Ameller birer vesiledir, bir nevi “kapı çalma”dır. Kapının açılması ise yalnızca Allah’ın dilemesiyle, lütfuyla mümkündür.
Risale-i Nur’un Penceresinden: İhlâs ve Rahmet
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de bu hakikati defaatle Risale-i Nur’da vurgular. Mesnevi-i Nuriye adlı eserinde şöyle der:
“Amel-i salih cennet gibidir; fakat cennet, yalnız onunla elde edilmez. Ancak rahmet-i İlâhiyeyi celbetmekle olur.”
Ayrıca, Lem’alar adlı eserinde geçen şu ifade dikkat çekicidir:
“Ey nefsim! Eğer yalnız kendi nefsine güvenip enaniyetle hareket edersen, mahvolursun. Çünkü senin elindeki sermaye pek azdır, hem kıymetsizdir. Fakat eğer rahmet-i İlâhiyeye yapışırsan, hem tevekkül edersen, hem onun merhametine sığınırsan, o vakit senin kıymetsiz olan sermayen kıymet kazanır.”
(20. Lem’a)
Bu yaklaşım, insanın kendine ait olanın ne kadar sınırlı ve fanî olduğunu, buna karşın Allah’ın rahmetinin sonsuz olduğunu gösterir.
Orta Yolu Tutmak: Tevazu ile Ümit Arasında
Hadisin başında geçen “geri kalıp ileri gitmeden orta yolu tutunuz” ifadesi ise, hayatın her anında dengeye vurgu yapar. Ne kulluğun sorumluluğundan kaçmak ne de kendi ameline güvenip gurura kapılmak… Asıl olan, ümit ile korku arasında bir yolda, istikametle yürümektir.
Bu noktada da Kur’ân’da geçen şu ayet dikkat çekicidir:
“Onlar Rablerinin azabından korkarlar. Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz. Onlar Rablerinin rahmetine umut bağlarlar.”
(Meâric Suresi, 27-28)
Sonuç: Rahmete Talip Olmak
İslam, yalnızca bir amel dini değildir; bir rahmet dinidir. Elbette ki ibadet ve salih amel emredilmiştir; ancak bunlar, Allah’ın rızasını kazanmak için vesiledir. Asıl gaye ise O’nun rahmetine nail olmaktır. Rasûlullah (s.a.v) bile bu rahmete muhtaç olduğunu ifade etmişse, bizler ancak kulluğumuzla bu rahmete aday olabiliriz.
Unutmayalım ki:
“Amelimizle değil, Allah’ın rahmetiyle kurtuluruz. Ama rahmete layık olmak için amel etmek zorundayız.”

