Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Allah altmış yıl ömür verdiği kişiye yapamadığı kulluk için mazeret beyan etmek isteyenlerin mazeretlerini red eder.”
(Buhârî, Rikâk 5)
Hayat Bir Sermayedir
İnsana verilen ömür, Allah katında son derece değerli ve anlamlıdır. Kur’an’da Rabbimiz şöyle buyurur:
“Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve gerçekten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?”
(Mü’minûn, 115)
Bu ayet, hayatın bir imtihan sahnesi olduğunu ve her geçen günün, her alınan nefesin bir hesap vesilesi olduğunu gösterir. İnsan, bu dünyada başıboş bırakılmamış, kendisine sorumluluklar yüklenmiştir. Altmış yıl gibi uzun bir ömür, insana tefekkür, tevbe, ibadet ve hakikati arama için yeterince fırsat sunar. Hadis-i şerifte bu uzun ömür nimetiyle karşılaşan kimselerin “Yetişemedim, fark edemedim” gibi mazeretlerinin Allah katında geçerli olmayacağı bildirilmektedir.
Kulluk İçin Yeterli Süre
Kur’an’da tekrar tekrar insana ömür verilmesi ve bu ömrün nasıl değerlendirildiği sorusu hatırlatılır:
“Sizi düşünecek kimsenin düşüneceği kadar bir ömürde yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyleyse tadın (azabı). Artık zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”
(Fâtır, 37)
Bu ayette geçen “ömrün yeterli olması” vurgusu, hadiste bildirilen altmış yıl ifadesiyle örtüşmektedir. Allah, insanlara sadece yaşama fırsatı değil; aynı zamanda peygamberler, kitaplar, alimler, davetçiler ve içsel vicdan gibi birçok uyarıcı da göndermiştir. O hâlde mazeret kalmamıştır.
Risale-i Nur’un Işığında
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Lem’alar adlı eserinde dünya hayatını bir ticaret yeri olarak tanımlar:
“Bu dünya, bir misafirhanedir. Her gün dolar, boşalır. İnsan da orada ticaret için bulunur. Bu kısa ömür, ebedî bir hayatın tarlasıdır.”
(Lem’alar, 20. Lem’a)
İnsana verilen bu kısa ve geçici ömrün içinde, ahireti kazanmak gibi sonsuz bir sermaye saklıdır. Bediüzzaman Hazretleri, özellikle İhtiyarlar Risalesi ve İkinci Lem’a gibi kısımlarda, gafletle geçen bir ömrün ne büyük bir pişmanlık vesilesi olacağını ifade eder. Çünkü:
“İnsan bu dünyaya ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmeye ve ibadetle kemal bulmaya gelmiştir.”
Altmış yıl, insana hakikati aramak, nefsini terbiye etmek ve Rabbine yönelmek için yeter de artar bile. Ancak gaflet ve dünyevîleşme ile bu ömür zayi edilirse, geriye yalnızca pişmanlık kalır.
Başka Hadislerin Desteği
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) başka hadislerinde de ömrün sorumluluğunu vurgular:
“İnsanoğlu kıyamet gününde şu beş şeyden hesaba çekilmeden adımını atamaz: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede eskittiğinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, ilmiyle ne yaptığından.”
(Tirmizî, Kıyamet 1)
Bu hadis, ömrün özellikle gençlik dönemiyle birlikte Allah katında ne kadar kıymetli olduğunu ve her saniyesinden sorguya çekileceğimizi gösteriyor. Altmış yıl yaşayan bir kimse, bu beş sorunun tümüyle yüzleşecektir.
Gafletle Harcanan Bir Ömrün Sonu
Nice insanlar vardır ki altmış yıl yaşamış ama bir vakit secde etmemiş, bir defa Kur’an okumamış, bir kere ölümün hakikatini düşünmemiştir. Hayat, sadece dünya menfaati uğruna harcanmışsa, bu ömür kişi için bir nimet değil, bir azap sebebidir.
“Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.”
(Ra’d, 28)
Eğer bu hakikatten uzak bir hayat yaşanmışsa, ahirette ortaya konan mazeretler geçersiz sayılır. Çünkü Allah adildir ama aynı zamanda her nimetin hesabını sorandır. Altmış yıl yaşayıp da kulluk etmeyen, Allah’ın verdiği bu nimete karşı nankörlük etmiş sayılır.
Sonuç: Vakit Varken Uyanmak
Bugün hayattaysak, henüz vakit geçmiş değildir. Her yeni gün bir fırsattır. Altmış yılın muhasebesini altmış yaşına gelmeden yapmak, pişmanlıkla değil tevbe ile uyanmak, bu hadisin mesajıdır. Çünkü Rabbimiz çok merhametli olduğu kadar çok da adaletlidir.
“Ey iman edenler! Allah’a içten bir tevbe ile tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar.”
(Tahrîm, 8)
Son söz: Altmış yıl, içinde bir ömürlük hakikat taşıyan dev bir sermayedir. Gafletle tüketmek değil, şükürle değerlendirmek gerekir. Çünkü ölüm ansızın gelir; mazeretlerse mahşer meydanında geçersizdir.

