Kur’an-ı Kerim, insanın hayatını şekillendirecek kararlarda yalnızca kendi aklına ve tecrübesine değil, aynı zamanda ilahi rehberliğe yönelmesini emreder. Bu bağlamda, Âl-i İmrân suresi 159. ayetinde şöyle buyrulur:
“Bir işe azmettiğin zaman, artık Allah’a tevekkül et. Çünkü Allah, tevekkül edenleri sever.”
(Âl-i İmrân, 3/159)
Bu ayet, Müslüman’ın karar alma sürecinde istişare, düşünme ve ardından tevekkül etme dengesini kurması gerektiğini vurgular. Tevekkül, pasif bir bekleyiş değil; aktif bir çabanın ardından kalbin Allah’a bağlanmasıdır.
1. Peygamber Efendimiz’in (sav) Hayatında Tevekkül
Hz. Peygamber (sav), ashâbıyla istişare eder, tedbir alır ve sonrasında Allah’a tevekkül ederdi. Uhud Savaşı bunun en bariz örneklerinden biridir. Genç sahâbîlerin önerisini dikkate alarak savaş stratejisini belirlemiş, ardından “Allah’a tevekkül” ile meydan yerine çıkmıştır.
Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur:
“Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşlar gibi rızıklandırılırdınız.”
(Tirmizî, Zühd, 33)
Bu hadis, tevekkülün çalışmamak değil; çalıştıktan sonra sonucu Allah’a bırakmak olduğunu öğretir. Kuşlar gibi sabah erkenden rızık aramaya çıkmak gerekir; ama neticede kalbimiz Allah’a bağlı kalmalıdır.
2. Risale-i Nur’da Tevekkül Anlayışı
Bediüzzaman Said Nursî, tevekkülü yanlış anlamaktan insanları sakındırır. Tevekkülü çalışmamak veya kadercilik olarak görmek, İslam’ın ruhuna terstir.
Sözler adlı eserinde şöyle der:
“Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değil, belki esbabı bir perde bilip, müsebbibü’l-esbab olan Kadîr-i Zülcelâl’e kalben iltifat etmektir.”
(Sözler, 23. Söz)
Yani insan, sebeplere başvurmalı (çalışmalı, düşünmeli, istişare etmeli), fakat kalbi o sebeplere değil, onları yaratan Allah’a bağlamalıdır. Çünkü gerçek tesir sahibi yalnızca Allah’tır.
Yine Lem’alar adlı eserinde tevekkülün huzur verici yönünü şöyle anlatır:
“Tevekkül eden, her musibette bir rahmet cihetini görür, zahiren zarar gibi görünen şeylerde bir hayır ve hikmet bulunduğunu bilir.”
Bu bakış açısı, insanın kalbini teskin eder, kararlarının neticesinde pişmanlık veya vesvese yerine teslimiyetle dolu bir huzur getirir.
3. Karar Alma Sürecinde Tevekkülün Rolü
Bir Müslüman, bir işe başlamadan önce şu aşamalardan geçmelidir:
- İstişare: Kur’an’da, Peygamber’e bile “işlerde onlarla istişare et” (Âl-i İmrân, 159) buyrulmuştur.
- İstihare: Kalbin ferah bulması için dua ile yönelmek.
- Sebebe sarılmak: Gücü yettiğince çalışmak, araştırmak, çaba göstermek.
- Tevekkül etmek: Kararı verdikten sonra sonucu Allah’a bırakmak.
Kararın neticesi ne olursa olsun, tevekkül sahibi insan bilir ki Allah hayırlı olanı takdir edecektir.
Sonuç
Tevekkül, yalnızca bir kelime ya da içsel bir rahatlama şekli değildir. Tevekkül, bilinçli bir çaba, istişare ve azimden sonra Allah’a duyulan güvenin kalpte vücut bulmuş halidir. Âl-i İmrân suresindeki bu ayet, Müslüman’ın yaşamına yön veren kararlarında hem aklı, hem kalbi, hem de imanı birlikte kullanması gerektiğini öğütler.
Hz. Peygamber’in hayatı, Risale-i Nur’un izahları ve Kur’ân-ı Kerim’in mesajı, bize açıkça gösteriyor ki: Karar alırken sorumluluğu üstlenmeli, sebeplere sarılmalı, ama neticede Allah’a dayanmalı ve güvenmeliyiz.
“Azmettin mi, Allah’a dayan. Çünkü tevekkül edenleri Allah sever.”

