Sadakanın En Faziletlisi
  1. Anasayfa
  2. Hadis

Sadakanın En Faziletlisi

0

İnsan hayatının en büyük imtihanlarından biri mal ve servettir. Kuran-ı Kerim’de mal ve evladın birer imtihan vesilesi olduğu şöyle beyan edilir:

Bilin ki mallarınız ve evlatlarınız bir imtihandır. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.
(Enfâl Suresi, 28)

Bu imtihanı başarıyla verebilmek için en mühim vasıtalardan biri de sadaka vermektir. Ancak sadakanın kıymeti sadece verilmesiyle sınırlı değildir; hangi hâl üzere verildiği de çok büyük önem taşır.

Bu hakikati Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) çok açık bir şekilde ifade buyurmuştur. Bir gün bir adam gelerek:

Ey Allah’ın Resûlü! Hangi sadakanın sevabı daha büyüktür?” diye sordu.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle cevap verdi:

Sağlıklıyken, güçlü ve kuvvetliyken, fakirlikten korkar, zengin olmayı umarken verdiğin sadaka daha büyüktür. Can boğaza dayanınca ‘Şu malı falana, bu malı filana verin’ deme! Artık o mal zaten varislerden birine aittir.
(Buhârî, Vesâyâ, 1; Müslim, Zekât, 92)

Neden Sağlıktayken Sadaka Daha Faziletlidir?

İnsanın sağlıklıyken sadaka vermesi, nefsinin arzularına rağmen vermesi demektir. Çünkü sağlıkla, malın tadı alınır; insan geleceğe dair binlerce ümit besler. Malı azaltacak bir şeyi istemez. Fakirlik korkusu ve zengin olma hayali içindedir. İşte böyle bir durumda Allah için maldan ayrılmak, nefsin direncine rağmen bir fedakârlıktır.

Risale-i Nur’da, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri bu psikolojiyi çok güzel tasvir eder:

Nefis, rahatını ve menfaatini şiddetle sever; feda etmek istemez. Fakat iman ve ubudiyetle terbiye olursa, Hâlık’ının emriyle cömert olur.
(Sözler, 20. Söz)

Demek ki asıl kıymetli olan sadaka, iman kuvvetiyle nefsin bencilliğini aşarak verilen sadakadır.

Can Boğaza Gelince Verilen Sadaka

İnsan ömrü boyunca ihmal ettiği hayırları, ölüm anında yapmak ister. Ancak artık irade zayıflamış, emel bitmiş, hesap anı yaklaşmıştır. Bu durumda verilen sadaka, tam bir teslimiyet ve özgür irade ürünü değildir; daha çok bir zorunluluktur. Kuran’da bu hâl şöyle anlatılır:

Ölüm gelip çatınca ‘Rabbim! Ne olur beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka versem ve salihlerden olsam!’ derler.
(Münafikûn Suresi, 10)

Ne yazık ki o an verilen sadaka, insanın gerçek cömertliğini göstermez. O yüzden Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) sadakayı geciktirmemeyi tavsiye etmiştir.

Bediüzzaman Hazretleri de, sadakanın zamanında verilmesi hakkında şöyle der:

Sadaka, malı eksiltmez, bereketlendirir. Allah yolunda verilen her bir kuruş, uhrevî bir servet olur.
(Lem’alar, 14. Lem’a)

Yani biz malı kaybediyoruz gibi görünsek de, aslında sonsuz bir kazanç yapıyoruz. Üstelik erken verilen sadaka, hem dünyada malımıza bereket olur, hem de ahirette sevap hazinemize dönüşür.

Sadakada Asıl Mesele: İhlâs ve Tevekkül

Sadakanın makbul olması için sadece vermek yetmez; ihlâs ile vermek gerekir. Yani sadece Allah rızası için. Kendi itibarını artırmak, insanlar arasında övülmek için değil.

Bediüzzaman şöyle der:

Sadaka, rızayı ilâhî için verilirse, hem malı temizler, hem kalbi hastalıktan kurtarır.
(Mektubat, 22. Mektup)

Bu noktada sadaka, sadece dışa yönelik bir iyilik değil, aynı zamanda iç dünyamızın temizlenmesi için de bir şifadır.

Sonuç: Bugün Sadaka Vermeye Başla!

İşte bu hadisin ve ayetlerin ışığında anlıyoruz ki:

  • Sağlıklıyken, malı severken, geleceğe umut bağlamışken verilen sadaka en değerlisidir.
  • Ölüm anına bırakılan sadaka eksik bir teslimiyetin işareti olur.
  • Sadaka, nefsi terbiye eder, malı bereketlendirir, ahiret yurdunda büyük bir servete dönüşür.

Öyleyse: Ne zaman sadaka verelim? Bugün! Şu anda!

Çünkü yarının garantisi yok. O mal, yarın bizim olmayabilir.
Belki de bugün vereceğimiz küçük bir sadaka, sonsuz bir cennet hazine kapısını aralayacak.

İlginizi Çekebilir

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir